Duyurular

Üç yalnız kadın, üç ayrı içli öykü, üçünün de Sâmiha Ayverdi’ye yazdığı mektuplar; Mektuplar 5 (Kubbealtı Neşriyat). Kitabı hazırlayan Sâmiha Uluant Ataman diyor ki; “Bu kitap; bambaşka coğrafyalardan ve kültürlerden gelip yolları birbiriyle kesişen ve hayatlarının bir dönemini aynı duygu ortaklığı içinde paylaşan üç kadın yazarın, Sâmiha Ayverdi’ye yazdıkları mektupları ve dostluklarının hikâyesini içermektedir.”

Safiye Erol, Nezihe Araz, “Arap-Hristiyan bir ailenin kızı Sofi Huri”... İlk ikisini tanıyorum; Safiye Erol’un, romancı ve görkemli denemeler yazarı Safiye Erol’un iyi bir okuruyum; değerli Nezihe Araz’la yıllarca birlikte çalıştık. Sofi Huri adını herhalde ilk kez Nezihe Hanım’dan işitmişimdir; sonra Ayverdi’nin kimi yazılarında, bir kitapta bu ad tekrar karşıma çıktı. Şimdiyse Ataman’ın binbir güçlükle edindiği bilgiler aracılığıyla Sofi Huri’yi daha yakından tanıdım.

Sâmiha Ayverdi’ye yazılmış mektupların karşılıkları ne yazık ki yok. Ayverdi her zamanki özeniyle kendisine yazılmış mektupları korumuş. Ayverdi’nin ölümünden sonra mektuplar Enstitü’nün korumasıyla bugüne gelebilmiş.

Sâmiha Uluant Ataman mektup yazarlarının tek tek portresini çiziyor, kaleme getiriyor. Bu da kitaba apayrı bir zenginlik katıyor. Ne yalan söyleyeyim, önce Nezihe Araz portresini okudum. Sevgili Sâmiha’nın incelikle anlattığı gibi, geçen yaz, Gezi Pastanesi’nde buluşmuştuk, hatırladıklarımı dilim döndüğünce anlatmaya çalışmıştım. Neziha Araz benim yalnız bir büyüğüm değil, gerçek bir dostumdu.

Sâmiha’nın görüştüğü kişiler arasında ustalar ustası Yıldız Kenter de var. Yıldız Hanım’ın söylediklerinden alıntılıyorum, içim sızlayarak:
“Bana hayatımın bir döneminde pek çok şey öğreten bir müstesna bilgi kaynağıydı. (...) Onu son gördüğümde mutluydu. Çocukluğuna dönmüştü. Ellerini çırparak şarkı söylüyordu. Bu yüzden uzun bir ölümü oldu. Çünkü bilinci yerinde değildi. Onun için, benim için, hepimiz için acıklı olan buydu aslında.”

Nezihe Araz bilgisini, birikimini, başkalarıyla paylaşan, bu paylaşmadan onur duyan gerçek bir yazı emekçisiydi. Birçoğumuza emeği geçmiştir. Hiç belli etmez, yakınmazdı ama ‘ağır’ yalnızlardandı. Öyle sanıyorum ki, tek sığınağı, avuntusu, tek mutluluğu çalışmaktı.

Sâmiha Uluant Ataman iyi ki bu mektupları derlemiş ve o güzel portre yazılarını kaleme almış. Okuyunca gönülden duyumsayacaksınız.

http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/uc-yalniz-kadin-uc-icli-oyku-434918